İçeriğe geç

AC ne yemez tok ne demez ne demek ?

Huniliajans ekibi olarak “AC ne yemez tok ne demez ne demek” konusunu sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduk. Sağlıklı ve mutlu günler!

AC ne yemez tok ne demez ne demek?

Sevgili Huniliajans takipçileri, bugünkü yazımızda “AC ne yemez tok ne demez ne demek” konusuna odaklanıyoruz.

Kayseri’nin soğuğunda başlayan bir gün ve içimde büyüyen eksiklik

Kayseri’nin sabahı her zaman biraz sert olur. Rüzgâr, yüzüne ince ince bıçak gibi vurur ama insan zamanla buna alışır derler. Ben alıştım mı bilmiyorum. 25 yaşındayım ve hâlâ bazı sabahlarda içimde açıklayamadığım bir boşlukla uyanıyorum. Sanki geceden kalma bir cümle var zihnimde, tamamlanmamış bir hesap gibi.

O sabah da öyleydi. İşe gitmek için erkenden kalktım. Çay demlemedim bile çünkü mutfağa girince annemin sessizliğiyle karşılaşacağımı biliyordum. Evde herkes kendi içine çekilmişti. Kimse yüksek sesle konuşmuyordu ama herkesin içinde bir şeyler bağırıyordu.

Dışarı çıktığımda sokakta ekmek kuyruğu vardı. Yaşlı bir adam elindeki poşeti sıkı sıkı tutuyordu. Yanında küçük bir çocuk, burnunu çekerek annesinin eteğine sarılmıştı. O an aklıma yıllar önce dedemin söylediği bir söz geldi: “AC ne yemez tok ne demez.”

O zamanlar anlamazdım. Şimdi ise her kelimesi ayrı bir yere batıyor içimde.

Çocukluğun arka sokaklarında duyduğum cümle

Ben bu sözü ilk kez mahallede duymuştum. Kayseri’nin eski taş evlerinin olduğu bir sokakta, yaz akşamıydı. Çocuklar top oynuyor, kadınlar kapı önlerinde oturuyor, erkekler ise günün yorgunluğunu sessizce sigara dumanına karıştırıyordu.

Komşu teyze, bize ekmek arası peynir uzatırken “Alın, AC ne yemez tok ne demez” demişti. O zamanlar bunun bir nasihat olduğunu düşünürdüm. Aç olan her şeyi yer, tok olan da zaten konuşmaz, der gibi.

Ama büyüdükçe anladım ki mesele sadece yemek değildi.

İnsanlar da acıkıyordu. Sevgiye, anlaşılmaya, görülmeye…

Ve bazı insanlar gerçekten de tok gibiydi; hiçbir şeye ihtiyaçları yokmuş gibi davranıyorlardı. Ama aslında en büyük açlığı onlar çekiyordu.

Yirmi beş yaşın ağırlığı ve görünmeyen yorgunluk

Şimdi 25 yaşındayım. Ne çocuk sayılırım ne de tam anlamıyla yetişkin hissediyorum. Bir yerde sıkışmış gibiyim. İşe gidiyorum, eve dönüyorum, bazen aynı günün içinde bile kayboluyorum.

Son zamanlarda en çok düşündüğüm şey şu oldu: İnsanlar gerçekten neyle doyuyor?

Parayla mı? Sevgiyle mi? Başarıyla mı?

Benim içimde hiçbir şey tam dolmuyor.

Bir arkadaşım vardı, Mert. Üniversiteden beri tanışırdık. Aynı hayalleri kurardık bir zamanlar. “Bir gün çıkıp gideceğiz bu şehirden” derdi. Ben inanırdım.

Ama sonra hayat dediğimiz şey araya girdi. İşler, borçlar, küçük çıkarlar… Bir gün onun başka bir yolda yürüdüğünü fark ettim. Benimle aynı masada otururken bile gözleri başka hesaplar yapıyordu.

O gün içimden sadece şu geçti: İnsan tok olunca susuyor gerçekten. Ama içi tok mu, yoksa duygularını mı bastırıyor, onu kim bilebilir?

İşte o an yeniden sordum kendime: AC ne yemez tok ne demez ne demek?

Bir tabak yemek ve kırılan bir sessizlik

Bir akşam, iş çıkışı küçük bir lokantaya girdim. Kayseri’nin ara sokaklarında, buharlı camları olan eski bir yerdi. İçerisi sıcaktı ama kalabalık değildi.

Köşede oturan yaşlı bir adam vardı. Önünde yarım kalmış bir çorba. Gözleri boşluğa bakıyordu.

Yan masadan biri kalktı, tabağını neredeyse hiç dokunmadan bıraktı. Garson iç çekti, tabağı aldı.

Tam kalkacakken yaşlı adam garsona seslendi:

“Onu paket yapabilir misin evladım?”

Garson biraz tereddüt etti ama yaptı.

Yaşlı adam bana baktı. Sanki utanıyordu ama aynı zamanda gururluydu.

“Evde birine götüreceğim” dedi.

O an içimde bir şey kırıldı. Çünkü anladım ki bazı insanlar gerçekten aç. Ama sadece mide açlığı değil bu. Hayata karşı, insana karşı, merhamete karşı bir açlık.

İçimde büyüyen sessiz sorgu

İlginizi Çekebilecek İçerik: ABD kaçıncı en büyük ülkedir ?

O gece eve döndüğümde uzun süre oturdum. Defterimi açtım ama yazamadım. Kalem elimde kaldı.

Kendi kendime düşündüm: Ben tok muyum? Yoksa sadece susanlardan biri miyim?

Çünkü tok olan insanlar gerçekten konuşmaz mıydı? Yoksa konuşmak için bile bir şeylere sahip olmaları mı gerekirdi?

AC ne yemez tok ne demez ne demek? belki de en çok burada anlam kazanıyordu. Aç olan hayata tutunmak için her şeyi kabul eder. Tok olan ise artık hiçbir şey istemediği için sessizleşir.

Ama ben ikisinin arasında bir yerdeydim. Ne tamamen açtım ne de gerçekten doymuştum.

Bir günün içinde değişen insanlar

Ertesi gün yine aynı sokaklardan geçtim. Aynı insanlar, aynı yüzler… Ama ben farklı bakıyordum artık.

Bir simitçi çocuğu gördüm. Elindeki tepsi hafifti ama gözleri ağırdı. Yanına bir adam yaklaştı, simit aldı ama para vermedi. Çocuk ses çıkarmadı.

O an fark ettim: Bazı insanlar gerçekten “tok” gibi davranıyor ama aslında sadece alışmışlar.

Alışmak… belki de en tehlikeli doyum bu.

İnsan her şeye alışınca, hiçbir şey söylemez hale geliyor. AC ne yemez tok ne demez sözü, burada daha da derinleşiyor. Aç olan ses çıkarır, tok olan susar ama susmak her zaman huzur değildir.

İçimdeki kırılma noktası

Bir gün annemle konuşurken dayanamadım.

“Anne, insanlar neden böyle?” dedim.

Bana uzun uzun baktı. Sonra sadece şunu söyledi:

“Her insanın bir açlığı vardır evlat. Kimi karnıyla, kimi kalbiyle açtır.”

O an sustum.

Çünkü ilk defa içimdeki boşluğu tarif edebilecek bir cümle duymuştum.

Benim açlığım neydi?

Sevilmek mi? Anlaşılmak mı? Yoksa sadece bir yere ait hissetmek mi?

Bilmiyordum.

Kayseri’nin akşamında kendime itiraf ettiğim şey

Akşam olduğunda şehrin ışıkları yandı. Kayseri’nin uzaktan bakınca sakin görünen ama içinde binlerce hikâye taşıyan sokakları… Ben yürürken içimden geçen tek şey vardı:

Ben aslında çok şey istiyorum ama hiçbirini yüksek sesle söyleyemiyorum.

Belki de tok gibi görünmeye çalışıyorum.

Ama içim hâlâ aç.

AC ne yemez tok ne demez ne demek? artık benim için bir atasözünden çok daha fazlasıydı. Bir hayat cümlesi gibiydi. İnsanların birbirini anlamadığı, herkesin kendi açlığıyla savaştığı bir dünyanın özeti.

Sonunda fark ettiğim şey

Bir gün yine aynı lokantadan geçerken yaşlı adamı gördüm. Elinde küçük bir poşet vardı. Bu kez yanında bir çocuk vardı. Ona çorba içiriyordu.

Gülümsedi bana.

Ben de gülümsedim.

O an hiçbir şey söylemedi. Ben de.

Çünkü bazı şeyler söylenmez.

Tok olan susar derler ya… belki de bazen susmak, anlamanın tek yoludur.

Ama içimde artık başka bir şey vardı. Biraz daha yumuşamış, biraz daha fark eden bir ben.

Ve şunu biliyordum artık: İnsanlar gerçekten sadece yemekle doymuyor. Kalple, bakışla, anlayışla da doyuyor.

Ama en önemlisi, herkes kendi açlığını fark ettiğinde gerçek anlam ortaya çıkıyor.

AC ne yemez tok ne demez ne demek? sorusu artık zihnimde bir cevap bulmuş gibiydi.

Aç olan sadece yemek seçmez.

Tok olan sadece susmaz.

İnsan, aslında hep bir şeylerin ortasında kalır.

Ve belki de hayat dediğimiz şey, o ortada kendini bulma çabasıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
ilbet giriş